Sponsored
Menü
Sessiz Evlilik

Sessiz Evlilik

2,666 words 13 min read 441 reads Jun 27, 2026 4 Parts
Sessizlikle dolu bir ev hakkında gerçek bir hikaye; ilgi yanlış kapıdan girdi.

Part 1 — Sessiz Evlilik | Fedaa ve Nur Hikayesi – Bölüm Bir

Fedaa pencerenin yanında sessizce oturmuş, sokağı izliyordu. Kimseyi beklemiyordu ama içinde bir şeyin geciktiğini ve ulaşamadığını hissediyordu.

Diğer odada Nur yatağın kenarında oturuyordu, telefonu elindeydi ve yüzü her zamanki gibi yorgundu. Yirmi üç yaşındaydı ama çok daha büyük bir yaş taşıyormuş gibi davranıyordu.

Fedaa kısık bir sesle dedi:
“Nur… biraz konuşabilir miyiz?”

Nur gözlerini telefondan kaldırmadı.
“Yarın Fedaa, yorgunum.”

Fedaa acı bir gülümsemeyle karşılık verdi.
“Her gün yarın.”

Nur içini çekti, sonra dedi:
“Neden büyütüyorsun konuyu? Ben buradayım, ev var, neyin eksik?”

Fedaa ona uzun uzun baktı.
İçinden “Eksik olan sensin” demek istiyordu.
Ama söylemedi.

Mutfağa girdi, telefonunu açtı ve kısa bir durum yazdı:
“Bazen insan evli olur… ama yalnızdır.”

Dakikalar geçmeden tanımadığı bir hesaptan yanıt geldi.
Adı Mehab’dı.

“Gözlerindeki yorgunluk değil… acı.”

Fedaa mesajda durdu.
Mehab sadece on sekiz yaşındaydı ama bir an için kocasının anlamadığı şeyi anladığını hissetti.

Ve o mesajla, açılmaması gereken kapı açılmaya başladı.

**Bölüm Bir Bitti.**
**Acaba o mesaj sadece bir tesadüf müydü… yoksa Fedaa’nın hayatını sonsuza dek değiştirecek bir şeyin başlangıcı mı?**
**İkinci bölümü yakında bekleyin.**

Part 2 — Sessiz Evlilik | Fedaa ve Nur Hikayesi – Bölüm İki

Fedaa mutfakta durmuş, telefonu ellerinde tutarak Mehab’ın mesajını ikinci… sonra üçüncü kez okuyordu.

“Gözlerindeki yorgunluk değil… acı.”

Cümle uzun değildi ama içindeki derin bir yere ulaştı. Nur’un uzun zamandır yaklaşmadığı bir yere.

Telefonu hızla kapattı, sanki biri kalbinin sesini duyacakmış gibi korkmuştu. Odaya baktı, Nur hâlâ yerinde oturuyordu, telefonuyla meşguldü, sanki hiçbir şey olmamıştı.

Yavaşça yanına yaklaştı ve yatağın kenarına oturdu.

Dedi:
“Nur…”

Bakmadan cevap verdi:
“Evet?”

Bir an sustu, sonra sordu:
“Beni seviyor musun?”

Nur sonunda gözlerini kaldırdı, soru karşısında şaşırmış gibiydi.
“Bu da ne soru? Elbette.”

Fedaa küçük bir gülümseme yaptı ama gülümseme gözlerine ulaşmadı.
“Peki neden hissetmiyorum?”

Nur sıkıntıyla içini çekti ve telefonunu kenara koydu.
“Fedaa, bütün gün yorgunum. İş, sorumluluklar, masraflar… yani her gece aynı konuyu mu açacağız?”

Fedaa sessizce ona baktı.
Para istemiyordu, ev istemiyordu, soğuk bir cevap da istemiyordu.
Önünde solup gitmekte olduğunu hissetmesini istiyordu.

Sakin bir sesle dedi:
“Ben konu değilim Nur… ben senin karınım.”

Nur cevap vermedi.

Ve bu sessizlik her cevaptan daha acıydı.

Fedaa yerinden kalktı ve banyoya girdi. Kapıyı kapattı, sırtını dayadı. Gözyaşlarını tutmaya çalıştı ama başaramadı.

O anda telefonu yeniden aydınlandı.

Mehab’dan bir mesaj:
“Rahatsız ettiysem özür dilerim… ama acı çektiğini hissettim.”

Fedaa uzun süre tereddüt etti.
Cevap vermenin yanlış olduğunu biliyordu.
Susmanın doğru olduğunu biliyordu.
Ama acı bazen doğruyu aramaz, sadece dinleyecek birini arar.

Yazdı:
“Neden böyle diyorsun? Beni tanımıyorsun.”

Yanıt hemen geldi:
“Belki seni tanımıyorum… ama insan yalnızken bile başkalarının arasında nasıl görünür, onu biliyorum.”

Fedaa cümlede durdu.

Kendisini tanımayan birinin durumunu bu kadar net tarif etmesi nasıl mümkündü?
Ve aynı çatı altında yaşayan kocası hiçbir şeyi nasıl görmüyordu?

Mesajı sildi.
Sonra tekrar okudu.
Sonra telefonu kapattı.

Gece ağır geçti.
Nur çabuk uyudu, Fedaa ise uyanık kaldı, tavana bakıyordu. Ne zaman uyumaya çalışsa cümle aklına geri geliyordu:
“Hatta başkalarının arasında bile.”

Sabah Nur erken uyandı. Giysilerini giydi, anahtarlarını aldı ve çıkmaya hazırlandı.

Fedaa dedi:
“Kahvaltı yapmayacak mısın?”

Kapıyı açarken cevap verdi:
“Geç kaldım. Başka sefere bırakırım.”

Çıkmadan önce bir an durdu ve dedi:
“Çıkarsan elektrik faturasını ödemeyi unutma.”

Sonra kapıyı kapattı.

Fedaa evin ortasında kaldı.
Kısa, acılı bir kahkaha attı.
Evlilik yapmaya çalışırken bile onu sadece faturaları hatırlayan biri olarak görüyordu.

Pencerenin yanına tekrar oturdu. Aynı yer. Aynı sessizlik. Aynı, kendisine benzemeyen bir hayat yaşadığı hissi.

Telefonunu aldı ve Mehab’dan yeni bir mesaj gördü:
“Günaydın… günün dünkünden daha hafif olsun.”

Hemen cevap vermedi.
Kendine “Hayır” dedi.
Bu yol yanlıştı.
Bu ilgi tehlikeliydi.

Ama birkaç dakika sonra yazdı:
“Günaydın.”

Sadece iki kelimeydi.
Ama uzun zamandır tanımadığı bir havanın girdiği küçük bir kapı açılmış gibi hissetti.

Konuşma basit başladı.
Günden soru.
Geçici bir kelime.
Hafif bir şaka.
Sonra yavaş yavaş alışkanlığa dönüştü.

Mehab çok şey istemiyordu.
Sadece oradaydı.

Ona soruyordu:
“Yedin mi?”
“Üzgün müsün?”
“Neden susuyorsun?”
“Konuşmak ister misin?”

Küçük sorular… ama Fedaa için çok büyüktüler.

Akşam Nur eve döndü.
Her zamanki gibi yorgundu, her zamanki gibi sessizdi, her zamanki gibi uzaktı.

Fedaa doğal görünmeye çalışarak dedi:
“Günün nasıldı?”

Cevap verdi:
“Normal.”

Sonra telefonunu aldı ve oturdu.

Fedaa ona baktı, sonra yanındaki telefonuna baktı.
Mehab’dan henüz açmadığı bir mesaj vardı.

Suçluluk hissetti.
İhtiyaç hissetti.
Ve bu, insanın yaşayabileceği en tehlikeli karışımdı.

Mesajı açtı.

Mehab yazmıştı:
“Bazı insanlar sana yakın olur… ama seni hissetmez. Bazı insanlar uzak olur… ama acını tek kelimeden anlar.”

Fedaa’nın parmakları titredi.

Ne cevap vereceğini bilmiyordu.
Ama kalbi ondan önce cevap verdi.

O anda Nur birden odaya girdi.

Soğuk bir sesle sordu:
“Kiminle konuşuyorsun?”

Fedaa dondu kaldı.

Ona baktı, sonra telefona, sonra hızlıca dedi:
“Kimseyle… sadece telefonda dolaşıyordum.”

Nur bir adım yaklaştı.
“Peki neden gerildin?”

Fedaa odadaki havanın yok olduğunu hissetti.

Titreyen eliyle ekranı kapattı ve gülümsemeye çalıştı.
“Gerilmedim.”

Nur ona uzun uzun baktı.
Uzun zamandır ilk kez bir şeyin değiştiğini hissetti.

Ama hiçbir şey demedi.
Dönüp odadan çıktı.

Fedaa ise yerinde oturmaya devam etti ve tek kelimeyle açılan kapının kolay kapanmayacağını anladı.

**Bölüm İki Bitti.**
**Acaba Nur mesajların sırrını öğrenecek mi? Yoksa Fedaa hataya dönüşmeden önce mi vazgeçecek?**
**Üçüncü bölümü yakında bekleyin.**

Part 3 — Sessiz Evlilik | Fedaa ve Nur Hikayesi – Bölüm Üç

Fedaa o gece uyuyamadı.

Nur aynı odadaydı, ona çok yakındı… ama hiç olmadığı kadar uzak görünüyordu.
Telefonu ise başucu masasında sessiz ama ağır bir sır saklıyormuş gibi duruyordu.

Kendini ikna etmeye çalıştı, işin basit olduğunu söyledi.
Sadece mesajlar.
Geçici sözler.
Sadece ilgi.

Ama kalbi biliyordu ki yanlış başlangıç uzun süre masum kalmaz.

Sabah Fedaa, Nur’un odada dolaşma sesiyle uyandı. Çekmecelerde bir şey arıyordu, sonra birden durdu ve ona baktı.

Garip bir sakinlikle dedi:
“Fedaa… sende bir şey değişti.”

Fedaa telaşlandı ama doğal görünmeye çalıştı.
“Nasıl değişti?”

Masaya yaklaştı, telefonuna bir an baktı, sonra dedi:
“Bilmiyorum… ama artık benimle olmadığını hissediyorum.”

Fedaa soluk bir gülümseme yaptı.
“Ben her zaman buradayım Nur.”

Hızla cevap verdi:
“Vücudundan bahsetmiyorum.”

Fedaa sustu.
Bu, uzun zamandır Nur’un hisse benzeyen bir şey söylediği ilk seferdi.

Ama sevinmek yerine korktu.

Çünkü hissinin çok geç geldiğini biliyordu… kalbi başka bir ses duymaya başladıktan sonra.

Nur her zamanki gibi veda etmeden evden çıktı ama bu sefer kapıyı hemen kapatmadı. Dairenin dışında bir an durdu, sanki onu çağırmasını bekliyordu.

Fedaa çağırmadı.

Kapıyı yavaşça kapattı, sonra başını dayadı.

Kendine dedi:
“Durmalıyım.”

Telefonunu aldı, Mehab’ın sohbetini açtı ve yazdı:

“Mehab, konuşmamalıyız.”

Cümleye uzun süre baktı.
Parmağı gönderme tuşunun üzerindeydi.
Bu cümlenin onu kurtarabileceğini biliyordu.

Ama basmadan önce ondan bir mesaj geldi:

“Dün korktuğunu hissettim. Bir şey mi oldu?”

Fedaa kendi cümlesini hızla sildi, sanki kararından utandı.

Yazdı:
“Hayır… Nur bana kiminle konuştuğumu sordu.”

Mehab hemen cevap verdi:
“Ne dedin?”

“Kimseyle demedim.”

Mehab biraz gecikerek cevap verdi.
Sonra yazdı:
“Yani ben kimse miyim?”

Fedaa ekran karşısında dondu kaldı.

Cümlenin onu üzeceğini beklemiyordu.
Ve onun üzülmesine önem vereceğini de beklemiyordu.

Yazdı:
“Öyle demek istemedim.”

Bu sefer yanıtı daha sertti:
“Seninle konuşmanın yanlış olduğunu biliyorum… ve evli olduğunu biliyorum… ama sadece boş zaman olmadığını hissetmek istiyorum.”

Fedaa gözlerini kapattı.
Mehab küçüktü ama aptal değildi.
Eve acıdığı zaman yaklaştığını, gerçeğe korktuğu zaman uzaklaştığını hissediyordu.

Yazdı:
“Sen boş zaman değilsin.”

Cümleden sonra durdu.
Bir kez okudu.
Sonra bir kez daha.

Kısa bir cümleydi ama aralarında söylenen her şeyden daha tehlikeliydi.

Aynı anda telefonu çaldı.

Nur’dan gelen aramaydı.

Kalbinin düştüğünü hissetti.

Telaşlı bir sesle cevap verdi:
“Alo?”

Nur dedi:
“Fedaa, cüzdanımı evde unuttum. Almaya geliyorum.”

Fedaa hızla etrafına baktı.
Sohbet açıktı.
Telefon elindeydi.
Ve telaşı yüzünden gizlenemiyordu.

Hızla dedi:
“Tamam.”

Aramayı kapattı, sonra son mesajı sildi.
Ama sohbetin tamamını silmedi.

Nedenini bilmiyordu.

Birkaç dakika sonra Nur kapıyı açtı. Alışılmadık bir sakinlikle girdi. Söylediği gibi acele etmiyordu. Odaya girdi, masadan cüzdanını aldı, sonra Fedaa’ya baktı.

Fedaa pencerenin yanında durmuş, telefonu elinde tutuyordu.

Dedi:
“Kiminle konuşuyordun?”

Fedaa telaşlandı.
“Kimseyle konuşmuyorum.”

Bir adım yaklaştı.
“Her girdiğimde telefonu elinde tutuyorsun… ve her sorduğumda geriliyorsun.”

Gülmeye çalıştı.
“Nur, büyütüyorsun konuyu.”

Uzun uzun baktı.
“Belki. Belki de ilk defa konuyu doğru görüyorum.”

Fedaa ne diyeceğini bilemedi.

Nur elini uzattı ve dedi:
“Telefonu ver.”

Yüzü anında değişti.

Aralarında bağırışma yoktu.
Ama oda korkuyla doldu.

Alçak sesle sordu:
“Neden?”

Cevap verdi:
“Çünkü birkaç kez sordum… ve her seferinde kaçıyorsun.”

Fedaa telefonu göğsüne sımsıkı sardı.
Bu hareket tek başına bir itiraftı.

Nur eline, sonra gözlerine baktı.

Acıtan bir sakinlikle dedi:
“Fedaa… biri mi var?”

Cevap vermedi.

Daha yaklaştı ama bu sefer kızgın değildi. Kırılmıştı.

“Doğruyu söyle… acıtsa bile.”

Fedaa’nın gözleri yere indi.
Tüm kelimeler kayboldu.
Onu kurtaracak bir yalan bulamadı, itiraf edecek cesareti de bulamadı.

O anda telefonu elinde yeni bir mesajla aydınlandı.

Ekranda isim net göründü:
Mehab

Ve ismin altında mesaj:
“Fedaa… bugün seni görmek istiyorum.”

Zaman durdu.

Nur ismi okudu.
Mesajı okudu.
Sonra gözlerini ona kaldırdı.

Bağırmadı.
Hiçbir şey kırmadı.
Sadece acı bir gülümseme yaptı ve dedi:
“Böyle mi?”

Fedaa evin üzerine çöktüğünü hissetti.

Konuşmaya çalıştı:
“Nur… dinle beni…”

Alçak sesle sözünü kesti:
“Ne zamandır konuşuyorsunuz?”

Cevap vermedi.

Bir kez daha sordu, bu sefer sesi daha ağırdı:
“Ne zamandır?”

Zorlukla dedi:
“Anladığın gibi değil…”

Nur acı bir kahkaha attı.
“Bu cümle anlayış doğru olduğunda hep çıkar.”

Fedaa yatağın kenarına oturdu, gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
“Ben yalnızdım Nur… seninle konuşmaya çalışıyordum, sen beni duymuyordun.”

Yanına yaklaştı, gözleri öfke ve acıyla doluydu.

“Kendin miydin? Ben neydim? Yabancı mı?”

Dedi:
“Sen vardın… ama bana ait değildin.”

Nur sustu.

Cümle sertti ama bildiği bir yere isabet etti.
Gerçekten uzaktı.
Konuşmaktan, duygulardan, sıcaklık isteyen her şeyden kaçıyordu.

Ama gördüğü şeyi kolaylaştırmadı.

Yavaşça dedi:
“Eksikliğim birinin aramıza girmesine izin vermez.”

Fedaa hıçkıra hıçkıra ağladı.
“Biliyorum.”

Nur derin bir nefes aldı, sonra dedi:
“Cevap ver ona.”

Fedaa korkuyla başını kaldırdı.
“Ne?”

Dedi:
“Cevap ver. Ona gidip göreceğini söyle.”

Dondu kaldı.

“Nur, hayır…”

Sözünü kesti:
“Sonuna kadar ne kadar ilerlediğini öğrenmek istiyorum.”

Fedaa telefona baktı, eli titriyordu.
Her ekran dokunuşunun dönüşü olmayan bir noktaya götüreceğini hissediyordu.

Nur ise önünde bekliyordu.
Sadece gerçeği değil, karısının hâlâ onu seçip seçmediğini… yoksa kalbinin çoktan gittiğini görmek istiyordu.

Fedaa sohbeti açtı.

Yavaşça yazdı:
“Nerede buluşmak istiyorsun?”

Saniyeler sonra yanıt geldi:
“Hakkında bahsettiğin aynı yer… saat yedi.”

Nur mesajı okudu, sonra masadan anahtarlarını aldı.

Fedaa korkuyla sordu:
“Nereye gidiyorsun?”

Göz kırpmadan baktı.

“Aynı yere.”

Sonra çıktı, kapıyı ardında açık bıraktı.

Fedaa evin ortasında kaldı, telefonu elinde, mesaj gözlerinin önünde.

İlk defa, kurtuluş sandığı ilginin her şeyi kaybetmenin nedeni olabileceğini anladı.

**Bölüm Üç Bitti.**
**Acaba Nur Mehab’la yüzleşecek mi? Fedaa onu durdurabilecek mi yoksa şüphe skandala mı dönüşecek?**
**Dördüncü bölümü yakında bekleyin.**

Part 4 — Sessiz Evlilik | Fedaa ve Nur Hikayesi – Bölüm Dört

Fedaa evden nasıl çıktığını bilmiyordu.

Ayakları hızla ilerliyordu, kalbi ise Nur’un gittiği yere ondan önce varıyordu. Görünüşünü, açık bıraktığı kapıyı ya da elinde delil gibi duran telefonu düşünmüyordu.

Tek düşündüğü tek cümleydi:
“Aynı yere.”

Nur çok konuşan bir adam değildi ama sesinden içinde bir şeyin kırıldığını anlamıştı. Sadece sormaya gitmiyordu. Kendisinin kaçmaya çalıştığı her şeyle yüzleşmeye gidiyordu.

Bir kez aradı.
Cevap vermedi.

İkinci kez aradı.
Aramayı kapattı.

Havanın etrafında daraldığını hissetti.

Hızla mesaj yazdı:
“Nur, lütfen bekle. Yalnız gitme.”

Okundu işareti çıkmadı.

Şehrin diğer tarafında Mehab sessiz bir kafenin girişinde durmuş, yolu endişeyle izliyordu. Nur’un geleceğini bilmiyordu. Fedaa’nın yalnız geleceğini ve belki sonunda beklediği gerçeği söyleyeceğini sanıyordu.

Telefonunu taşıyordu, sohbeti her dakika açıp kapatıyordu.

Ona yazdı:
“Geldin mi?”

Cevap vermedi.

Bir kez daha yazdı:
“Fedaa, seni bekliyorum.”

Sonra gözlerini kaldırdı ve yavaş adımlarla yaklaşan bir adam gördü.

Nur’du.

Mehab olduğu yerde dondu kaldı. Kim olduğunu sormasına gerek yoktu. Yüz ifadesi, bakışları ve sessizliği… hepsi gerçeği söylüyordu.

Nur tam karşısına kadar yaklaştı.

Sakin bir sesle dedi:
“Sen Mehab mısın?”

Mehab tükürüğünü yuttu, sonra dedi:
“Evet.”

Nur ona uzun uzun baktı. Farklı bir genç bekliyordu, daha güçlü, daha tehlikeli, daha büyük. Ama karşısında hâlâ yaşı gözlerinde belli olan küçük bir genç buldu, tam bir düşman gibi görünmüyordu… ama evini sarsmaya yetmişti.

Nur dedi:
“Beni tanıyor musun?”

Mehab bir an gözlerini indirdi, sonra kaldırdı.
“Fedaa’nın kocası.”

Nur kısa, acılı bir gülümseme yaptı.
“Yani biliyordun.”

Mehab sustu.

Nur daha ağır bir sesle dedi:
“Evli olduğunu biliyordun ve yine de devam ettin?”

Mehab sakin görünmeye çalıştı ama telaşlıydı.
“Bir evi yıkmak istememiştim.”

Nur bir adım yaklaştı.
“Ama girdin.”

Mehab hızlı cevap verdi:
“Ben tek başıma girmedim. O acı çekiyordu.”

Nur’un yüzü değişti.
Cümle bir ok gibiydi. Yalan olduğu için değil, korktuğu gerçeğin bir parçasını taşıdığı için.

Nur dedi:
“Acısı benimle onun arasındaydı. Seninle onun arasında değil.”

Mehab alçak sesle dedi:
“Ama o seninle konuşamadığı için bana anlatıyordu.”

Ağır bir sessizlik oldu.

Nur bağırmadı. Elini uzatmadı. Mehab’ın hayal ettiği hiçbir şeyi yapmadı. Sadece karşısında durdu, gözleri öfke ve hayal kırıklığıyla doluydu.

Nur dedi:
“On sekiz yaşındasın. Belki evin, karının ve güven kırıldığında ne anlama geldiğini anlamıyorsun.”

Mehab sesi titremeye başlamış halde cevap verdi:
“Belki küçüğüm… ama insanın konuşup kimsenin dinlemediği şeyin ne anlama geldiğini anlıyorum.”

O anda Fedaa geldi.

İkisine birkaç adım uzakta durdu, korkudan nefes nefese kalmıştı. Nur’un Mehab’ın karşısında durduğunu, Mehab’ın telaşını gizlemeye çalıştığını gördü ve kaçtığı anın geldiğini anladı.

Kırık bir sesle dedi:
“Nur…”

Nur yavaşça ona döndü.

Gözlerinde sadece öfke yoktu. Daha zor bir şey vardı: hayal kırıklığı.

Dedi:
“Neden geldin?”

Fedaa bir adım yaklaştı.
“Çünkü konunun büyümesini istemiyorum.”

Nur acı bir kahkaha attı.
“Konu ilk sakladığın mesajla büyüdü.”

Fedaa’nın gözleri yere indi.

Mehab sakin bir sesle dedi:
“Fedaa, ben istememiştim…”

Nur hızlıca sözünü kesti:
“Sen sus.”

Mehab telaşlandı ama Fedaa elini kaldırdı ve dedi:
“Hayır, Nur. Bırak ben konuşayım.”

Nur ona baktı, bekliyordu.

Fedaa derin bir nefes aldı.
Her yalanın kalan her şeyi kıracağını biliyordu.

Dedi:
“Hata yaptım. İlk cevaptan, ilk mesajdan, ilgisinin yokluğunu telafi ettiğini hissettiğim ilk andan itibaren.”

Nur’un yüzü dondu.

Titreyen bir sesle devam etti:
“Ama yemin ederim ki konuşmanın ötesine geçmedik. Konuşmanın tek başına gizlendiğinde ihanet olduğunu biliyorum ve güvenini kırdığımı biliyorum.”

Nur cevap vermedi.

Göz yaşlarını silerken dedi:
“Sana yalnız olduğumu anlatmaya çalışıyordum. Her seferinde yarın diyordun. Her seferinde çok şey istediğimi hissettiriyordun. Ben zayıf düştüm… sana bağırmak yerine başka biriyle konuştum.”

Nur ona baktı, sonra dedi:
“Yani suç bende mi?”

Fedaa hızlıca başını salladı.
“Hayır. Sen eksik kaldın ama kapıyı ben açtım. Ve ben hata yaptım.”

Bunu ilk kez bu kadar net söylüyordu.

Mehab ona bakıyordu, bu şekilde itiraf edeceğini beklemiyordu. Onu savunacağını, seçeceğini ya da en azından farklı bir yere koyacağını sanıyordu.

Ama Fedaa ona bakmıyordu.

Sadece Nur’a bakıyordu.

Mehab alçak sesle dedi:
“Fedaa… ya biz?”

Sonunda ona döndü.

Gözleri yaşla doluydu ama daha önce hiç olmadığı kadar netti.

Dedi:
“Biz diye bir şey yok Mehab.”

Mehab sustu.

Cümle üzerine sert düştü.
Tüm mesajlar, tüm ilgi, kendini önemli hissettiği tüm geceler tek kelimeyle bitti.

Dedi:
“Yani ben neydim?”

Fedaa gözlerini kapattı.
“Bir hataydım. Ve hepimizi acıtan bir hataydı.”

Mehab Nur’a, sonra Fedaa’ya baktı ve ilk kez girdiği hikayenin yaşından çok daha büyük olduğunu hissetti.

Kırık bir sesle dedi:
“Seni sevdim.”

Fedaa acı dolu bir sakinlikle cevap verdi:
“Belki kırık bir kadının imgesine bağlandın… gerçek hayatıma değil.”

Nur sessiz kaldı.
Zafer kolay değildi. Hiçbir şey kazanmış gibi hissetmiyordu. İtiraf eden karısıyla, evinin sınırlarını aşan küçük bir genç arasında duruyordu ve kalbi daha çok kızgın mı yoksa yıkılacak mı bilemiyordu.

Sonunda Nur dedi:
“Numarasını sil.”

Fedaa telefona baktı.

Bu sefer tereddüt etmedi.

Sohbeti açtı, sildi, sonra numaray
ı gözlerinin önünde engelledi.

Mehab bunu gördü ve yüzünü çevirdi.
Bu her yüzleşmeden daha acıydı.

Nur dedi:
“Benim için değil. Senin için. Kendine dönmek istiyorsan, ilk yanlış kapı kapanmalı.”

Sonra döndü ve yürüdü.

Fedaa arkasından koştu.
“Nur… bekle.”

Durmadı.

Daha yüksek sesle dedi:
“Ben düzeltmek istiyorum.”

Nur durdu ama dönmedi.

Dedi:
“Düzeltmek ne Fedaa? Güven kırıldığında ses bırakmaz… sadece boşluk bırakır.”

Yavaşça yanına yaklaştı.
“Biliyorum. Ama izin ver deneyeyim.”

Sonunda ona döndü.
Yüzü sakindi ama gözleri söyleyemediği her şeyi söylüyordu.

“Artık seni eskisi gibi görebilir miyim bilmiyorum.”

Fedaa sessizce ağladı.

Dedi:
“Ben de artık kendimi eskisi gibi göremiyorum.”

Mehab ise yerinde durdu, ikisini uzaktan izledi. Ve ilk kez, bir aşk hikayesinin kahramanı olmadığını, sessizce çöken bir evin acı bir sayfası olduğunu hissetti.

Nur arabaya döndü, Fedaa’ya eskisi gibi kapıyı açmadan.

Fedaa yanında durdu, bir kelime bekliyordu.

Nur ona bakmadan dedi:
“Eve dön. Yalnız.”

Sesi titredi:
“Ya sen?”

Dedi:
“Biraz uzaklaşmam lazım… dönüp dönemeyeceğime karar vermeden önce.”

Sonra arabaya bindi ve gitti.

Fedaa kaldırımda kaldı, telefonu elinde, gece uzun ve soğuktu.

O anda bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.

Titreyen eliyle açtı.

Mehab’dandı:
“Özür dilerim… ama hikaye benim için bitmedi.”

Fedaa korkuyla başını kaldırdı.

Uzak bir yerde Nur arabayı sessizce sürüyordu, kapattığını sandığı kapının… belki de henüz kapanmadığını bilmiyordu.

**Bölüm Dört Bitti.**
**Acaba Mehab gerçekten uzaklaşacak mı? Nur Fedaa’ya son bir şans verecek mi… yoksa yeni mesaj her şeyi yeniden mi alevlendirecek?**
**Beşinci bölümü yakında bekleyin.**

Sponsored
Hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun
Şifrenizi mi unuttunuz?

E-posta adresinizi girin, size şifre sıfırlama bağlantısı göndereceğiz.

← Girişe dön